Dijital Kültürde Yaşlanma ve Sonrası [2 Mart 2019]

Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü ile Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Ankara Üniversitesi çatısı altında kurulan NetLab, Antalya’da “Dijital Kültürde Yaşlanma ve Sonrası” çalıştayı düzenledi.

Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü ile Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesinin ortak organize ettiği “Dijital Kültürde Yaşlanma Ve Sonrası” çalıştayı, NetLab desteğiyle hayata geçirildi. Çalıştay, 1 Mart’ta AkdenizÜniversitesi Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsünde, 2 Mart’ta ise 2014 yılından beri yaşlılık araştırmalarının yürütüldüğü Gökbük Köyü’nde gerçekleşti. Öğrencilerin geçten dönem boyunca dijital kültür ve yaşlılık teması altındaki çalışmalarını paylaştığı etkinliğe, 4 üniversiteden 19 yüksek lisans ve doktora öğrencisi katıldı.

Çalıştayda DoçDr. Özgür Arun ve ProfDr. Mutlu Binark’ın danışmanlığında sunum yapan lisansüstü öğrencileri, Arun ve Binark’ın saha deneyimlerini dinlediler. Çalışma konuları yaşlanma bağlamında yeni iletişimteknolojileri üzerinde ortaklaştı.

Etkinliğin ilk gününde çalışmalarına ilişkin deneyimlerini paylaşan DoçDr. Arun, yaşlılık çalışmalarında yaşam boyu perspektifin önemi üzerinde durdu. Yaşlıların karşı karşıya kaldığı eşitsizliğin, aslında 65 yaşın ardından görünürlüğü artan bir deneyim olduğunu aktaran Arun, Türkiye’nin yaşlanma gündemine dair çalışmasından şu satır başlarını paylaştı:

80 yaş üstü kesim Türkiye’de 2050 yılında 10 katına çıkacak. Bu tüm dünyadaki trend ama Türkiye’de bu daha fazla olacak. Erkekler daha erken ölecek, ama sebebi net değil. Yaşlı erkekler arasındaki intihar oranı çok daha fazla. Politikacıların nüfusa dair söylemleri Avrupa’da değişikliğe sebep olmuyor. Ancak Türkiye’de son 4-5 yılda nüfus artış hızı azalmayıp sabitlendiğine dair gözlemler var. Suriye’den gelen göçmenlerin nüfus projeksiyonların da dahil edilmesine dair çalışmalar ise yeni tamamlanıyor. Nüfusun yaşlanması değil, hızla yaşlanması sorun. Yaşlı nüfusun 2 katına çıkması için gereken süre Türkiye için 15 yıl, Fransa için 115 yıl. Japonya için 20 yıl. Türkiye için zenginleşmeden yaşlanmak büyük sorun, çünkü yaşlanan toplumlar teknolojiyi daha rafine kullanana refah toplumları. Eşitsiz yaşlanma. Yaşlı kesimin geliri Türkiye’de artış göstermiyor. Bu trend, 2006’dan beri var, BRICS ülkelerinde bile artarken Türkiye’de yaşlıların hane halkı gelirleri sabit kalıyor, ya da azalıyor. Türkiye’de yaşlı yoksulluğu yüzde 16-17, çocuk yoksulluğu ise yüzde 25 dolaylarında. ABD ve İsrail’den sonra üçüncü. Yoksulluğu ise yaşa bağlamadan önce düşünmeli. Ölüm, hastalık ve engellilik yaşlılar arasında değil, yoksullar arasında daha yaygın.

ProfDr. Binark ise çalıştayın yapılma hikayesini ve öğrencilerin sunumlar için seçtikleri konuları anlatarak başladığı konuşmasında, öğrencilerin çalışma alanlarındaki çeşitliliğe dikkat çekti. Arun’dan gelen teklifle çalıştay hazırlıklarını yaptıklarını belirten Binark, şunları kaydetti:

Özgür Arun, konuyu SENEX Dergisi’nin tema editörlüğüne teklif etti. Bu sene Hacettepe Üniversitesi’nde verilen Yeni Medya Çalışmaları dersini alanlarla birlikte bu çağrıyı değerlendirebilir miyiz diye düşündük. Öğrencileri, dönem ödevlerinin konusunun sadece yeni medya çalışmaları değil, yaşlılık ekseninde olması şekilde odaklandırdık. Dersi alan öğrenciler dijital eşitsizlik ve yaşlanan kuşaklar meselesi üzerine kafa yordular, farklı konularda çalıştı. Görme engelli yaşlılardan, Ankara Büyükşehir Belediyesinin bilgi edinme merkezi üzerine, Facebook’ta örgütlenen bir grup yaşlının boş zaman pratiğinden, kolektif bellek üzerinden bir araya gelen yaşlıları kadar çalışanlar oldu. Yaşlılara yönelik akıllı telefon teknolojileri çalışıldı. Ama çalışmaların ortak noktası yeni iletişim teknolojilerinin sürekliliği içerisinde yaş, etnisite ve toplumsal cinsiyet gibi konuların kesişimi oldu.

Çalıştayın ikinci ayağı, 5 yıldır yaşlılık araştırmalarının saha çalışmalarının yapıldığı Finike’nin Gökbük Köyü’nde gerçekleşti. Paydaşların Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü, Finike Belediyesi, Finike Kaymakamlığı, Göktürk Mahallesi Muhtarlığı ile Gökbüklülerin olduğu Gökbük Yaşlılık Araştırmasını yerinde incelemek için köye düzenlenen gezide, Türkiye’nin yaşlanma çalışmaları üzerine kullanılacak ilk bilim merkezi de tanıtıldı.

Gezide 50 yaşından küçük kimsenin ikamet etmediği köydeki yaşam pratiklerine dair anekdotlar paylaşılırken Arun ve Gökbük Köyü Muhtarı İsmail Aydıntaş değerlendirmelerde bulundu.

Arun şu ifadeleri kullandı:

Üniversite bir köye bir bilim merkezi kurmuş olacak. İnanıyorum ki, hem Finike Belediyesi hem de Finikeli hayırseverlerin katkılarıyla 2019 yılında bu bilim merkezimizin ilk sınıflarını yapmış olacağız. İstiyoruz ki bizden sonraki kuşaklar da edindikleri deneyimi burada yaygınlaştırarak sürdürsünler. Bunu yaparken de katılımcı bir şekilde, Gökbük köyü sakinleri, Finike’deki kamunun önemli yetkilileri ve özel sektörden hayırsever iş insanlarıyla birlikte ortak yapacağımız bu çalışmanın kuşaklar boyu devam etmesini istiyoruz. Burada ürettiğimiz bilgiyle yeni araştırmacılar yetiştirmeye çalışacağız ve ürettiğimiz bilgiyi de kamu yararına kullanmaya çalışacağız.

Arun bunun yanında Türkiye’de 17 bin tane terk edilmiş okul binası olduğunu ve diğer bölgelerdeki okul binalarının yereldeki ihtiyaçlara göre dönüştürülerek Türkiye’nin yaşlanma dinamikleri düşünülerek okul binaları tasarımlarının yeniden ele alınabileceğini söyledi. Girişimlere 2014 yılında başladıklarını aktaran Arun,

Ana fikir şuydu: Bu okulun yapımında yer alan ve bu okulda okuyan son kuşak şu an Gökbük’te yaşlı kuşakları oluşturuyor ve onlar hayatlarını kaybetmeye başlıyorlar. Biz burayı da bilim merkezine dönüştürerek bu yaşlı kuşağı bu okula yeniden sokmak istiyoruz. Burada üreteceğimiz çalışmalarla buradaki yaşlı insanlara hizmet katmak istiyoruz” diye konuştu.

Gökbük Köyü Muhtarı İsmail Aydıntaş ise çalıştayda Arun’un ardından konuştu. Gökbük Köyü’nün 1980 yılına kadar nüfusu bine dayanan genciyle yaşlısıyla cıvıl cıvıl bir köy olduğundan bahseden Muhtar Aydıntaş “1980’li yıllardan itibaren buradaki genç nüfus Antalya’ya turizme kaçtı. Gidenler çocuklarını da götürdü. Bu sefer köyde bizler yaşlı kesim olarak hayatımızı idame ettirmeye başladık. 2014 yılında ise Özgür Hoca köye geldi, kurduğu ikili ilişkilerle çalışmalarını köye kabul ettirdi. Köylü de yardımcı olmaya başladı. Yerel yöneticiler de bu işlere sıcak baktı. Neler olabilir? Buradaki en genç 50 yaşında. Bu insanların yaşamlarını kolaylaştıracak projelerin ortaya çıkacağını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

 

DİJİTAL KÜLTÜRLERDE YAŞLANMA VE SONRASI ÇALIŞTAYI VE GÖKBÜK KÖYÜ SAHA ZİYARETİ ÜZERİNE

Yazan: Pelin Tokatlı, Hacettepe Üniversitesi SBE İletişim Bilimleri Y.Lisans Öğrencisi

Bu yazı 1-2 Mart 2019 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıklarını Araştırma Enstitüsü’nde gerçekleştirdiğimiz Dijital Kültürlerde Yaşlanma Ve Sonrası  Çalıştayı ve Gökbük Köyü Saha Ziyareti hakkındadır. Bu çalıştayın serüveni Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde 2018-2019 eğitim-öğretim döneminde yürütülen İLT648 Yeni Medya Çalışmalarına Giriş yüksek lisans dersi kapsamında yaşlanma, yaşlılık ve kuşak kavramlarının yeni medya ekosistemi içerisinde nasıl çalışılabileceğinin cevaplarını aradığımız uzun soluklu bir süreci kapsıyor. Bu süreç hem yaşlanma ve yaşlılığı merkeze alarak dijital kültürlerin nasıl ele alınabileceğine yönelik her iki alanı kesen okumalara hem de yaşlanma ve yaşlılığa dair edilgen, indirgemeci ve ötekileştirici bakış açısının nasıl ters yüz edilebileceğini anlamaya çalıştığımız saha deneyimlerine dayanıyor.

Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Mutlu Binark’ın ve Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Özgür Arun’un girişimleriyle Akdeniz Uygarlıklarını Araştırma Enstitüsü’nde gerçekleştirdiğimiz çalıştayın ilk gününde yeni medya teknolojileri, dijital kültürler, yaşlanma ve yaşlılık arasındaki ilişkiselliğin toplumsal cinsiyet, sınıf, etnisite, eğitim, engellilik ve sosyal ilişkilerle kesişen yönlerini ve yaşlılığın kentte ve kırsalda deneyimlenme biçimlerini ele aldık. Yeni medya çalışmaları ve gerontoloji ile ilgilenen yüksek lisans ve doktora öğrencileri olan bizler; dijital kültürlerle yaşlılık meselesi ile yaşlılığın kırsalda ve kentte faklı deneyimlenme biçimlerini kendi özgün saha çalışmalarımızdan yola çıkarak tartışmaya açmadan önce Doç. Dr. Özgür Arun Türkiye’nin yaşlanma ve yaşlılık gündemiyle ilgili değerlendirme ve önerilerde bulundu.

Çalıştayda “Kime yaşlı denir?” sorusuna verilen cevabın göreceli ve kültüre bağlı olarak değişen bir mesele olduğuna değinen Özgür Arun; Türkiye’de bu soruya verilen cevaplardan toplumsal algının ortalama 52 yaşı işaret ettiğini belirti. Yaşlanma ve yaşlılık çalışmalarının birbirinden farklılaşan yönlerine dikkat çeken Arun, yaşlılık çalışmalarının 65 yaş üstü gibi belli bir dönemi ele aldığını; yaşlanma çalışmalarının ise diğer kuşaklarla birlikte bütün bir yaşam döngüsünü sorunsallaştırdığını ifade etti. Çalıştayda yaşlanma ve yaşlılığın bir sorun olup olmadığını tartışmaya açan Arun; dünyanın hızla yaşlanıyor oluşuna dikkat çekerek Türkiye’nin de hızla yaşlanan ülkelerden biri olduğunu; ancak Türkiye’de asıl sorunun hızla yaşlanma değil yeterince zenginleşemeden yaşlanma olduğunu ileri sürdü. Bu noktada yaşam döngüsü perspektifinin önemini vurgulayan Arun, eşitsizliklerin yaşlılığın başlangıcı varsayılan 65 yaşından sonra bir anda ortaya çıkan bir gerçeklik olmadığını; aksine yaşam boyu devam eden eşitsizliklerin yaşlılıkta katmerlenerek arttıdığını ifade etti. Bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için toplumsal katılım, finansal dirlik, hareketlilik, günlük yaşam ve yaşam tarzı ile yaşam sonu kararların tartışıldığı Aging 2.0’ın önemine dikkat çekti. Arun’un yaşlanma ve yaşlılığı aşmaya yönelik görüşüne parelel olarak alanın gerçekliğine olabildiğince içeriden bakarak anlamayı amaçladığımız dijital kültürler ve yaşlanma meselesini; yaşlı kuşakların yeni iletişim teknolojileri ve sosyal medya platformlarıyla nasıl ilişkilendiklerini, teknolojik araçların gerontolojik ihtiyaçlara göre nasıl tasarlanması gerektiğini ve toplumsal yaşam içerisinde kentte veya kırsalda yaşlanmanın birbirinden nasıl farklılaştığını saha çalışmalarımızdan hareketle tartışmaya açtık.

Her biri kendi özgün sahasına ve araştrma sorusuna sahip dijital bölünme ve dijital okuryazarlık meselesini dört farklı saha çalışmasından yola çıkarak ele aldık. 65 Yaş Üstü Bireylerin Teknoloji Eğitimine Katılma Motivasyonları, Dijital Becerilerin Gündelik Hayata Aktarılması: Ankara Büyükşehir Belediyesi Yaşlılar Ve Gençler Bilgi Erişim Merkezi Örneğibaşlıklı saha çalışmasında Ertan Ağaoğlu, Naz Önen ve Pelin Tokatlı Bourdieucu perspektiften yaşlıların dijital okuryazarlık ve dijital bölünme derecelerini belirleyen faktörleri ele alarak görece homojen olan bu grubun dijital beceri öğrenmede ve geliştirmede kültürel ve ekonomik sermayelerinin ne şekilde etkili olduğunu tartışmaya sundular. Benzer şekilde Dijital Eşitsizlik Ve Kültürel Kimlik: Yaşlı Kürtlerin Teknoloji İle İlişkilenme Deneyimleri başlıklı çalışmada yeni medya ekosistemi içerisinde teknolojik araçların kullanım ve beceri konusundaki eşitsizlikleri etnik kimlik ve yaşlılığın ne şekilde belirlediğini, dijital bir bölünme yaratıp yaratmadığını Mehmet Fiğan ve Murat Tavşan çalışmalarıyla ortaya koydu. Görme Engelli Yaşlıların Yeni Medya Araçlarını Kullanım Pratikleri başlıklı çalışmada ise Enis Öztürk ve Hüseyin Kısat; toplumsal yaşama katılım üzerinden yeni medya teknolojilerinin görme engelli yaşlıların gündelik hayatlarını kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını, yeni medya araçlarının dışlanmaya neden olan zayıflıkları aşmak için nasıl kullandığını ele aldılar. Gerontoloji alanından Çağrı Elmas ise TÜİK 2014 yılı verilerinden yararlanarak dijital yerli-dijital göçmen ayrımını sorunsallaştırıp kuşak kavramını tartışmaya açtığı çalışmasında; dijital kuşak, dijital beceri ve dijital eşitsizlik ilişkisini sosyo-ekonomik düzey, cinsiyet ve yaş kesişimselliğinde kuşakların nasıl çalışılması gerektiğine değindi.

Yaşlı kuşakların sosyal medya platformlarıyla ilişkilenme biçimlerini ve bu platformları kullanma pratiklerini tartışmaya açtığımız çalışmalardan ilki Demet Fırat’ın yaşlı kadınların sosyal medya ağlarını hangi amaçla kullandıklarını sorunsallaştırdığı Kültürel Bellek İnşası Bağlamında 65 Yaş Üzeri Kadınların Facebook Paylaşımları Üzerine Bir İnceleme başlıklı çalışmasıdır. Bu çalışmada kültürel bellek inşa etmenin temel dayanakları olan anlatı üretme ve paylaşma biçiminin, sosyal paylaşım ağlarıyla birlikte geçirdiği dönüşümü lise arkadaşı bir grup yaşlı kadının Facebook paylaşımlarından yola çıkarak belleğin dijital dönüşümüne yönelik çalışmasını sundu. Gençlik Ve Yaşlılık Arasında Bir Altkültür: İhtiyar Delikanlılar Motosiklet Grubu Örneği başlıklı diğer çalışmada ise Fatma Şeyma Çelebi ve Aybüke İnal, Facebook’ta motosiklet ilgilerine bağlı olarak bir araya gelen üyelerin yaşlılık ve teknoloji ile ilişkilenme biçimlerini sundukları çalışmalarında; yaşlı bireylerin sosyalleşmek, aidiyet kurmak ve iyi zaman geçirmek için sosyal medya ağları aracılığıyla yaşlılığa dair bilindik sınırların dışına çıkma deneyimlerini tartışmaya açtılar.

Teknolojik araçların gerontolojik ihtiyaçlara göre nasıl tasarlanması gerektiği meselesine yoğunlaşan Ali Zain; Yaşlanma Dostu Akıllı Telefonlar: Yaşlılar İçin Tasarlanmış Akıllı Telefonların ‘Kullanılabilirliğini’ Anlamak: Tasarım Ve Kullanıcı Arayüzü Analizi çalışmasında yaşlı bireylerin akıllı telefon kullanabilirliklerini arttırmak amacıyla tasarlanmış akıllı telefonların tasarım ve kullanıcı arayüzüne yönelik özellikleri hakkında bilgi verdi. Bu bağlamda; yaşlanma dostu akıllı telefonların yaşlı bireylere sağladığı kolaylıkların yanı sıra tasarım ve ara yüze bağlı olarak evrensel ve kapsayıcı tasarımların genişletilmesindeki ihtiyaca dikkat çekti.

Gerontoloji bağlamında ise kentte ve kırsalda yaşlanma deneyimini sorunsallaştıran sunumlardan ilkini Demans Dostu Kentlere Doğru/ Hızla Yaşlanan Bir Toplumda Demans Dostu Çevreler Yaratmak: Muratpaşa Örneği isimli sunumuyla tartışmaya açan Hatice Karakaş; yaşlanmaya bağlı demans hastalığının şehirlerde ve kamusal alanlarda  deneyimlenme pratiğine bağlı olarak demans dostu bir çevre için kentin riskli bölgelerinin belirenmesiyle yerel yönetimlerin hizmetlerini yeniden planlayabilecekleri çözümlerin neler olabileceği üzerinde durdu. Demans hastalığının medikal ve sosyal boyutlarını dikkate aldığı Demans Dostu Toplum İçin Bir Farkındalık Eğitim Programı Tasarımı: Muratpaşa Örneği başlıklı çalışmasında Tuğçe Keleş; demans dostu toplum kavramı çerçevesinde belediye personelleri için uygulanabilir demans farkındalık eğitim modülünü tasarlamak ve eğitim modelinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla Muratpaşa Belediyesi işbirliği ile yaptığı çalışmasını tartışmaya açtı. Özgenur Aydın ise kırsal alandaki yaşlıların ihtiyaçları doğrultusunda hizmet sağlayıcılara ulaşma deneyimlerini sorunsallaştırdığı Kırsal Yaşlanma: Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma başlıklı çalışmasında; yoksulluk ve sosyal dışlanma kavramlarından yola çıkarak kırsalda yaşayan yaşlıların deneyimlerinin yeniden nasıl tanımlanabileceği, tartışılabileceği ve sorunun çözümüne yönelik öznel bakış açılarıyla yeni yolların nasıl üretilebileceği üzerinde durdu.

Her biri kendi özgün sahasına ve araştırma sorunsalına sahip olan yaşlılığı farklı kavram setleriyle kesen saha çalışmalarımızdan yola çıkarak dijital eşitsizlik meselesini ve bu eşitsizliklerle başa çıkma yöntemlerini tartışmaya açtığımız sunumlarımızın ışığında yaşlı kuşak içerisindeki dijital eşitsizliğin sadece dijital yerli-dijital göçmen olma meselesi ile ele alınamayacağı, dijital okuryazarlık seviyesini belirlediğini varsaydığımız sınıf, etnik kimlik, görme engellilik ve toplumsal cinsiyetle ilişkili olarak yaşam döngüsü perspektifiyle yakından ilgili olduğu söylenebilir. Yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin ortaya çıkan sorunların kentte veya kırsal alanda deneyimlenme biçimlerinin ele alındığı sunumlardan ise; yaşa bağlı eşitsizliklerin yaşanılan bölgeye ve imkanlara ulaşmaya bağlı olarak birbirinden farklılaştığı, bunun için de yaşlanma ve yaşlılığın toplumsal yapının ve gündelik hayatın her yönüyle ilişkili bir bütün içinde ele alınması gerektiği sonucuna ulaşılabilir.

Çalıştayın ikinci günü ise Finike İlçesi’nin Gökbük Köyü’nde yapılacak olan Gökbük Yaşlılık Araştırmaları Merkezi için teknik inceleme yapmak amacıyla Özgür Arun ve ekibiyle birlikte yola çıktık. Sahaya çıkarken odak noktamızı “Türkiye’de neden bir Agelab’a ihtiyaç var?” ve “Neden Gökbük Köyü?” soruları belirliyordu. Yaşlılık ve yaşlanma literatüründeki tartışmalar incelendiğinde; dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’nin de hızla yaşlanmakta olan ülkelerden birisi olduğu ve tahminlere göre 2050’de dünyanın %16’sı yaşlanırken Türkiye’de ise bu oranın %18 olacağına yönelik veriler mevcuttur (Duben, 2018:68). Özgür Arun’un verdiği bilgi ise Gökbük’teki demografik yapının 50 yaş üzerinde olması nedeniyle Türkiye’nin 2050 yılında ulaşacağı varsayılan yaşlanma ve yaşlılık profilini şimdiden yansıttığı yönündedir. Bu nedenle Gökbük, Türkiye’nin yakın gelecekteki yaşlanma ve yaşlılık gerçekliğine mikro bir örnek teşkil eden önemli bir konumdadır.

Antalya’ya 138 km Finike’ye ise 25 km uzaklıkta olan Gökbük Köyü1coğrafi olarak Finike’nin kuzeyinde, Beydağları’nın eteklerindeki vadide bulunan Akçay deresinin etrafında kurulmuş bir orman köyüdür2. Gökbük’ün coğrafi yapısı ve konumu nedeniyle hem geleneksel köy mimari yapısını hem de yöreye özgü kültürel ve inançsal birçok değerini koruduğu söylenebilir. Evlerin duvarlarına ve ağaç dallarına asılmış yumurta kabukları bunlardan birisidir ki “Yumurta kabuğu, özellikle çiçekleri ve bitkileri nazardan korur. (…) içi boşaltılıp kabuğu çiçeklerin ya da bitkilerin dalına asılır. (…)Yumurta kabuğu da kötü bakışları üzerinde toplayan bir nazarlık çeşididir.” (Çıblak, 2004:114). Gökbük koruduğu bu değerlerin yanı sıra zaman içerisinde bazı sosyo-ekonomik nedenlere bağlı olarak demografik bir dönüşüm de geçirmiştir. Gökbük çeşitli iş imkanlarına sahip, tüm kuşakların bir arada yaşadığı hatta kendi elektriğini üreten bir köy iken; 1980’lerden sonra iş imkanı sunan kireç ocaklarının kapatılmasıyla köyün genç kuşağı “turizme” göç etmek zorunda kalmış. Bu durum köyde keskin bir şekilde demogafik değişim yaşanmasına neden olurken; köyün spor takımının faaliyetlerini durdurması, köydeki sinema salonlarının ve bazı kahvehanelerin kapatılması sosyo-kültürel faaliyetleri de sekteye uğratmıştır. Gökbük’te 1950 yılında inşa edilen ilkokul ise 1989’da son öğrencilerini mezun ederek atıl duruma geçmiştir. Saha gözlemleri ve köy muhtarı İsmail Aydıntaş’la yaptığımız görüşmelere dayanarak Gökbük’te meydana gelen bu değişim ve dünüşümlerin Türkiye’nin 2050 yılında ulaşacağı varsayılan yaşlama ve yaşlılık profiline daha erken bir dönemde tanıklık etmesine zemin hazırlamış olabileceği söylenebilir. Dezavantaj gibi görülebilecek bu değişimi avantaja çevirmek elbette mümkündür. Dolayısıyla Gökbük hem Türkiye’nin gelecekteki yaşlanma ve yaşlılık gerçekliğiyle şimdiden yüzleşebileceği hem de yaşlanan kuşakların yaşam kalitesini arttırabilmek için çözüm önerilerinin geliştirilebileceği pilot bir bölge niteliğindedir. Bu nedenle Gökbük’e bir Agelab kurmak için Milli Eğitim Bakanlığı’na ait olan ilkokul binasının ve Milli Emlak’a ait olan okul arazisinin Akdeniz Üniversitesi’ne tahsis edilmesi için 2014 yılında ilk girişim gerçekleşmiş. Agelab, atıl durumda olan ilkokul binasının statik olarak güçlendirilmesiyle ve yaşlıların ergonomik kullanımına uygun hale getirilmesiyle faaliyete geçecek. Ayrıca Finike Belediyesi, Gökbük Yaşlılık Araştırma Merkezi’nin inşa edilebilmesi için köyün ortak kullanım alanı olan araziyi Akdeniz Üniversitesi’ne tahsis etmiş durumda. Bu yıl içerisinde bu araziye bilim merkezinin inşa edilmesi planlanıyor.

Gökbük Yaşlılık Araştırmaları Merkezi, Agelab’da farklı bilim dallarından bilim insanlarının bir araya gelerek yaşlanma ve yaşlılığı aşmaya yönelik hizmet modelleri ve teknolojiler geliştireceği ortak çalışmaların yapılması amaçlanıyor. Bu faaliyetler için köyün atıl durumdaki ilkokulu restore edilerek bilim merkezi haline getirilecek. İki katlı olan ilkokul binasının üst katında bulunan üç sınıftan her biri çalışma ofisi, seminer odası ve laboratuvar olarak hizmet vermesi için dizayn edilecek. Binanın alt katında hâlihazırda bulunan cemevi ibadethane olarak kullanımını sürdürürken, kullanılmayan diğer bölümlerin yemekhane ya da klinik olarak hizmet vermesi planlanıyor. Prosedürler tamamlandığında daha önce köyün çocuklarına kapılarını açmış olan ilkokul şimdi yaşlanmış olan bu kuşakla birlikte kamu yararına ortak çalışmalar yapmayı amaçlayan hukuktan mühendisliğe, mimarlıktan sosyal bilimlere kadar her disiplinden bilim insanı ve araştırmacıya kapılarını açacak.

“Yaşlanma sürecini basitçe hastalık-sağlık dualitesiyle sınırlayarak çözümlemeye çalışan positivist indirgemeci yaklaşım, Türkiye yaşlanma alanında ilişkisel bir perspektif geliştiremez.”(Arun, 2019:82). Bu bağlamda yaşlanma ve yaşlılık gerçekliği fiziksel ve biyolojik süreçlerin yanı sıra çevresel, kültürel ve toplumsal faktörlerle birlikte ele alınması gereken bir süreçtir. Yaşlanmaya bağlı eşitsizliklerin üstesinden gelebilmek; ancak yaşam döngüsü perspektifi içerisinde toplumsal cinsiyet, etnisite, sınıf, eğitim ve yaşanılan yer gibi toplumsal, sosyal ve bireysel değişkenlerle birlikte değerlendirildiğinde mümkün olabilir. Bu bağlamda Gökbük Yaşlılık Araştırmaları Merkezi ve Agelab’ın kuruluş amacı, çalışma yöntemleri, faaliyet alanı ve saha seçimi dikkate alındığında; Türkiye’de yaşlanma ve yaşlılık çalışmalarına bütünlüklü bir perspektif kazandırmayı hedeflemesi, araştırmacılar ile özneler arasındaki hiyerarşik ilişkiyi sorunsallaştırması ve yerinde yaşlanma sürecine odaklanması bakımından Türkiye’de atılmış önemli adımlardan birisidir.

 

Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü

Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, tarih, arkeoloji, epigrafi, nümiz­matik, sosyoloji, sosyal antropoloji, edebiyat, halk bilimi ve mimarlığa değin geniş bir akademik ağdan yararlanarak Akdeniz’i bir bütün olarak ve karşılaştırmalı bir biçimde araştırma çabası içinde ola­caktır. MCRI, Akdeniz Uygarlıkları’nın maddi ve manevi kültür ürünlerinin tümünü görev alanı içinde ele almayı, bunlarla ilgili ulusal ve uluslararası arşiv belgelerini toplamayı, yazılı ve sözlü tanıklıklar ile her türlü görsel/işitsel bilgiyi derlemeyi ve söz konusu malzemeler­den elde edilen bilimsel verilerin araştırma, yayın, eğitim-öğretim, sergiler ve internet aracılığıyla tanıtıl­masını sağlayacaktır.

CEDRUS

Akdeniz Uygarlıkları Araştırması Enstitüsü tarafından hazırlanan Cedrus, Tür­kiye tarihsel coğrafyası perspektifinde Akdeniz Hav­zası’nın kültür-tarih birikimini inceleyen Eskiçağ, Ortaçağ ve Yeni-Yakınçağ tarihi uzmanları için tartışma zemini bulacakları disiplin­lerarası bir süreli yayın olmayı hedeflemektedir. CEDRUS, farklı disiplinlerden gelen bilim insanları arasında diyaloğun geliştirilmesi, var olan bilginin güncellenmesi ve yaygınlaştırıl­ması süreçlerine katkı sağlayacak özgün ve bilim­sel çalışmaları akademi dünyasının ilgisine sun­mayı amaçlar. CEDRUS uluslararası hakemli bir dergi olup yılda bir kez yayımlanır.

İletişim

Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Dumlupınar Bulvarı, Kampüs, Antalya PK: 07058

Tel: 0 242 227 7690
Tel: 0242 310 61 75 (fax)